Sik kullanilanlara ekle
Sağ alt köşedeki saate bakın hazirlayan ve sunan Macho_M muratus
YA SENDE OLMASAYDIN - Blogcu

AŞK...

Aşk,şiirler yazdırır...

 

 

şair e
 

der insanı...
 

Ama...

 

Aşk...

Allah için olunca...

Sevgi...

 

Allah için olunca anlam kazanır...

 

Aşk yüreðin hitabıdır divanenin hesabıdır

 

Aşk şiirin kitabıdır yazabilene ne mutlu...

 

 

 

Aşkı O'nunla yaşamaktır

 

Deryalarda O'nu farkedebilmektir...

  

Ebediyen bu yolda sevdalanmaktır...

  

Sevdanı yüklendim, yüklendikçe hafiflendim

 

Kalbimi kalp yaptı derin Aşkın...

  

Hasret atım olmuş, dört nala hız almışım

 

Hep birincidir senin Aşkın...
 

Aklımdayken aklıma gelirsin

 

Derece derece artar Aşkın..
 

ılham yaðmurlarında gezip ıslanmışım

 

Gözyaşım buhar, kalır Aşkın...


 

Ruhumdaki kapıdan sana varmışım

 

Kapandıda gözlerim, göründü AşKIN..

Yorum (0) Yorum yaz!

DUASIZ ÜŞÜR YÜREKLER

Duasız üşür yürekler
Sana bir dua eden olsun
Sen birine dua et!
Duasız üşür yürekler...

Biliyor musun?..
Başkasına dua ettiginde, aslında sen kendine dua ediyorsun!
Ne kadar çok kimse için dua edersen, o kadar çok KAZANIYOR YA DA KAYBEDIYORSUN!

çünkü melekler,
Duan, rahmet ve hayr ise: " Bir misli de sana olsun, amin",
Duan zulmet ve ser ise: " Bir misli de sana olsun, amin" derler...

Dua, içimizle muhasebe olunacagımız bir SIR dır..
Bir ayine gibidir tıpkı, içimizi yansitir bize..
Rabb'e sunulan bir arzuhaldir dua, geri döner bize o kapılardan yüregimizce..

Hep hayra dua edenlerin, maddeten ve manen hayirlara ermesi, serre dua
edenlerinse, rahmetten mahrum kalması bundandır işte..

Duasız üşür yürekler bil!..
Sana bir dua eden olsun
Sen birine dua et!

Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır karanlıklarını aydınlatan, sana ummadık
kapılar açan..
Bilmezsin kimin için ettigin duadir, seni böyle ayakta tutan...

Hiç üsümesin yüreklerimiz için,
Dualarda bulusalım..
Daim dualasalım..

Allahın o guzel selamı hepimizin uzerine olsun...

"Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana
dua ettiði zaman dua edenin duasına cevap veririm. öyleyse, onlar da Benim
çaðrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doðru yolu
bulmuş) olurlar." (Bakara Suresi, 186)

evet duasız üşür yürekler ;yüreklerimizin üşümemesi duasıyla

Yorum (0) Yorum yaz!

KUR'AN AHLAKINDA MÜSLÜMAN ERKEK KARAKTERİ

Günümüzde insanlar, özellikle de gençler birçok insanı kendilerine örnek almakta, onların tavır ve konuşmalarına, üsluplarına, giyim tarzlarına özenmekte, onlar gibi olmaya çalışmaktadırlar. Ancak bu insanlar arasında güzel ahlak taşımayan kişiler olduğu için, onları taklit eden gençlerde de aynı tavırlar görülmektedir. Örneğin bu gençlerin bazıları mafya babalarına özenmekte, bazıları insanları kolayca öldürdüğü halde film gereği iyi adam rolündeki karakterleri örnek almakta, kimileri de kendilerine yabancı bir kültürün olumsuz yönlerini bütünüyle taklit etmeye çalışmaktadır.

Kuran ahlakının yaygın olarak yaşanmadığı bir toplumda insanların karakterini belirleyen başka etkenler de vardır. Buna bir örnek olarak 'erkek adam dediğin...' diye başlayan anlayış verilebilir. Bu mantığa göre, erkek karakterinin ilk prensibi daima “üstün” olmaktır. Bu anlayışa sahip toplumdaki diğer etkenler de zaten erkeğin bu üstünlük iddiasını destekleyecek niteliktedir. Kısaca, bu ve buna benzer mantıkların sonuçları, gençleri gerçek anlamda sevgi, saygı, merhamet gibi üstün ahlaki özelliklerden uzaklaştırmaktadır. Tüm bunların yanında gençlere verilen eğitimin de önemli bir yeri vardır. Bu da zaman zaman “haklı olanın değil güçlü olanın üstün olduğunu savunan, zayıf ve aciz insanların toplumdan silinmesini öngören, insanlara şefkatsizlik, acımazsızlık, çıkarcılık telkini yapan” Darwinist öğretilerin gençlere sistematik olarak telkin edilmesidir.

En Güzel Örnek Peygamberlerimizdir

Bir Müslümanın, tavrına ve ahlakına özenmesi, benzemek için çaba göstermesi gereken kişiler peygamberlerimizdir. Rabbimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in güzel bir örnek olduğunu bir ayette şöyle bildirmektedir:

Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır. (Ahzab Suresi, 21)

Peygamberimiz (sav)'i görmemiş olsak bile, Kuran ayetlerinden ve hadis-i şeriflerden, güzel tavırlarını, konuşmalarını, gösterdiği güzel ahlakı tanıyabilir, ona benzemek, ahirette onunla yakın bir dost olabilmek için elimizden gelen çabayı en fazlasıyla gösterebiliriz. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) gibi diğer peygamberler de, Allah'ın müminler için örnek kıldığı, Allah'ın razı olduğu kişilerdir. Allah, Yusuf Suresi'nde şöyle bildirmektedir:

Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır... (Yusuf Suresi, 111)

Hz. Muhammed (sav)'in Örnek Üslup ve Tavırları

Peygamberimiz (sav)'in çok güzel bir ahlaka sahip olduğunu Allah Kuran'da bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:

Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin. (Kalem Suresi, 3-4)

Büyük Islam alimi Imam Gazali, hadis alimlerinden derlediği bilgiler ile Peygamber Efendimiz (sav)'in çevresindekilere karşı tutumunu şöyle özetlemiştir:

"... Huzurunda oturan herkese mübarek yüzünden nasibini verir, iltifat buyururdu. Bu yüzden huzurundaki herkes onun nezdinde kendisinden daha değerlisi olmadığı düşüncesine kapılırdı. Evet onun oturuşu, dinleyişi, sözleri, güzel latifeleri ve teveccühü hep nezdinde oturanlar içindi. Bununla birlikte onun meclisi haya, tevazu ve emniyet meclisiydi.

... Kendilerine ikram ve gönüllerini hoş tutmak için sahabelerini künyeleri ile çağırır, künyesi olmayanlara künye bularak onunla hitap ederdi.

Öfkelenmekten son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi.

Insanlara karşı insanların en şefkatlisiydi. Öyle ya, insanların en hayırlısı insanlara hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara faydalı olandır."1

Müslüman Erkek ve Müslüman Kadinin ortak özellIklerI


Elbette ki peygamberlerimizin örnek alınması gereken tavırları yalnızca erkekler için geçerli değildir. Mümin erkek ve mümin kadının ahlaki özellikleri ve sorumlulukları ortaktır. Allah bu durumu Kuran'da şöyle bildirir:

Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. Iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü’ne itaat ederler... (Tevbe Suresi, 71)

Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır. (Ahzab Suresi, 35)
 

Adaleti

Peygamberimiz (sav) hiçbir zaman adaletten taviz vermemiştir. Allah’ın "Rabbim adaletle davranmayı emretti…" (Araf Suresi, 29) ayetinde bildirdiği gibi, her devirde tüm insanlara örnek olmuştur.

Konuşma Üslubu

Peygamber Efendimiz (sav)'in konuşmaları her zaman insanlara Allah'ı, O'nun gücünü ve büyüklüğünü hatırlatan, daima Allah'a çağıran, insanlara Allah'ı sevdiren ve O'ndan korkup sakınmalarına vesile olan bir üslupta olmuştur. Peygamberimiz (sav)'i örnek alan Müslüman erkeklerin de her konuşmalarında Allah'ı unutmadıkları belli olmalıdır.

Ayrıca onun sünnetine uyanlar onun gibi insanları uyaran ve onlara müjdeler veren kişiler olmalıdırlar. Nitekim Peygamberimiz (sav) de ümmetine müjde verenlerden olmalarını şöyle buyurmuştur:

"Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin."2

Insanların beğendikleri ve övdükleri ne kadar ahlak özelliği, davranış biçimi ve meziyet varsa bunların tümü zaten din ahlakının gereği olan özelliklerdir. Yüce Allah'ın emir ve tavsiyelerine uyan kimse hem Rabbimiz'in hoşnutluğunu kazanır hem de çevresindeki tüm insanların sevdiği ve saydığı bir kimse haline gelir.

Nezaketi ve Hoşgörüsü

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), son derece ince düşünceli, nezaketli, sabırlı, bu kişilere hoşgörü ile yaklaşan, içli ve çok medeni bir insandır. Sahabelerin birçok rivayetinde de Peygamber Efendimiz (sav)'in nezaketli, ince düşünceli tavırlarına örnek verilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav), hem bir peygamber olması, hem de bir devlet başkanı olması itibariyle, her kesimden insanla sürekli irtibat halinde olmuş; devlet ve kabile reislerinden zengin kimselere, fakir, zayıf, kimsesiz yetimlerden kadın ve çocuklara kadar herkesle görüşmüştür. Tüm bu sosyal yapıları, yaşayış tarzları, huyları, alışkanlıkları birbirinden tamamen farklı olan insanlarla, her alanda iyi bir diyalog kurmuş, hepsinin gönlünü hoş tutmuş, her birine karşı nezaketli, anlayışlı, sabırlı ve güzel bir tavır göstermiştir.

Peygamber Efendimiz (sav)'in evinde yetişen ve yıllarca ona hizmet eden Hz. Enes (ra), Peygamberimiz (sav)'in eşsiz nezaketini şöyle anlatmıştır:

"Sahabelerine güzel unvanlar verirdi. Hz. Ali'ye 'Ebû Turab', bir başka Sahabisine 'Ebû Hüreyre' gibi lâkaplar vermişti. Onlara şeref kazandırmak için, hoşlarına giden isimle çağırırdı."

"Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi."3

Hz. Ibrahim'in Misafirperverliği
Rabbimiz’in Kuran'da haber verdiğine göre, Hz. Ibrahim'e insan suretinde gelen melek elçiler onun evinde konuk olmuşlardır:

Sana Ibrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi? Hani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "Yabancı bir topluluk." (Zariyat Suresi, 24-25)

Andolsun, elçilerimiz Ibrahim'e müjde ile geldikleri zaman; "Selam" dediler. O da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi. (Hud Suresi, 69)

Görüldüğü gibi Hz. Ibrahim, gelen konukların farklı kişiler olduklarını hemen anlamıştır. Buna karşın hiç tanımadığı bu konuklarına karşı çok üstün bir misafirperverlik örneği göstermiş, hemen çok güzel ikramlarda bulunmuştur. Hz. Ibrahim'in tanımadığı misafirlerine hemen ikramda bulunması, onun üstün ahlakının bir tecellisidir. Ikramın, misafirlerden bir talep gelmeden yapılması, Müslümanların örnek almaları gereken ince düşünce özelliklerinden biridir. Hz. Ibrahim'in gösterdiği ince düşünce örneklerinden bir diğeri de, bu ikramı sezdirmeden hazırlamasıdır:

Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile geldi. Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "yemez misiniz?" dedi. (Zariyat Suresi, 26-27)

Hz. Musa'nın Güvenilirliği

Hz. Musa, Firavun ve kavmini terk ettikten sonra, Medyen'e doğru yönelmişti. Medyen suyunda hayvanlarını sulayamayan iki kadın gördü. Kadınlar çobanlardan çekiniyorlardı, bu nedenle onların yanına gidip sahip oldukları sürüyü sulayamıyorlardı. Fakat, Hz. Musa'nın ayetlerde anlatıldığı üzere, son derece güvenilir ve nezih bir görüntüsü vardı. Bu nedenle kadınlar onunla konuşmaktan çekinmediler. Kadınlar Hz. Musa'ya hayvanlarını sulamaya kendilerinin gitmek zorunda olduğunu çünkü babalarının yaşlı bir kişi olduğunu, ancak çobanlar olduğu için sürülerini sulayamayacaklarını anlattılar. Bunun üzerine Hz. Musa kadınlara yardım edip onların hayvanlarını suladı:

Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: "Bu durumunuz ne?" "Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır." dediler. Hemencecik onların sürülerini suladı... (Kasas Suresi, 23-24)

Burada Hz. Musa'nın nezaketli, ince düşünceli ve yardımsever karakterinin bir örneğini görüyoruz. Dikkat edilirse bu olayda Hz. Musa, hiç tanımadığı iki yabancı kişiye giderek onlarla diyalog kurmuş, onlara yardımcı olmuş ve saygılarını kazanmıştır. Öte yandan ayette "çobanlar" olarak tanımlanan kişilerin ise Hz. Musa'nın tam aksi yönde bir tavır sergiledikleri anlaşılmaktadır. Kadınlar, Hz. Musa ile diyalog kurabilmelerine rağmen, bu kişilerin yanına bile yaklaşmamışlardır. Söz konusu kişiler; dış görünüm itibarıyla güven vermeyen kimseler olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)

Demek ki bir Müslümana yakışan tavır, ayette "çobanlar" olarak tarif edilen bu kişilere benzer tavırlardan şiddetle kaçınmak, öte yandan Hz. Musa'yı örnek alarak alabildiğince nezaketli, ince düşünceli, halden anlayan, nezih, bakanın hemen güveneceği bir görüntü, üslup ve tavır geliştirmektir.

Hz. Süleyman'ın Estetik Anlayışı


Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu. O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar." (Sad Suresi, 31-32)

Din ahlakının getirdiği güzelliklerden uzak olan insanların çoğu, içine kapalı, etrafındaki olaylara ve varlıklara karşı duyarsız, umursamaz bir karakter geliştirirler. Oysa Hz. Süleyman'ın tavırlarında da açıkça görüldüğü gibi, Müslüman, etrafındaki güzelliklere karşı son derece duyarlı, güzellik, estetik ve sanattan zevk alan, ince düşünceli bir insandır. Allah'ın nimetlerinin farkındadır ve bunlardan zevk alıp şükretmeyi bilir.

IMAN ETMEYEN BIR TOPLUMDA ERKEK KARAKTERI

Alaycı, kırıcı ve basit espriler
Hikmetsiz ve boş konuşmalar
Soğuk ve donuk konuşma üslubu
Tartışmacı ve kavgacı bir yapı
Samimiyetsiz, yapmacık mimikler
Sürekli kendinden bahsetme, kendini övme
Karamsar, şikayetçi üslup
Nefsinin isteklerine boyun eğen
Adaleti kendi menfaatleri ölçüsünde gözeten
Agresif ve sinirli hareketler
Kaba, görgüsüz, güven vermeyen tavırlar
Sorumsuz ve bilinçsiz davranışlar
Bencil, menfaatçi, karşılık bekleyen bir anlayış
Kibirli, enaniyetli
Kadınları bir eşya gibi görme ve aşağılama
Eleştiriye ve değişime kapalı
Estetik anlayıştan yoksun, temizlikten uzak



 
MÜMIN ERKEK KARAKTERI

Onore edici espriler, övücü sözler
Allah’ı hatırlatan faydalı konuşmalar
Güleryüzlü, samimi ve canayakın üslup
Uzlaşmacı ve barışçıl yapı
Doğal mimikler
Başkalarını övme
Ümitvar, müjdeleyici üslup
Vicadanıyla hareket eden
Adaleti her durumda gözeten
Sakin ve ölçülü hareketler
Nezaketli, ince düşünceli, güven verici tavırlar
Sorumlu ve bilinçli davranışlar
Fedakar, karışılıksız iyilik yapan bir anlayış
Mütevazi ve mülayim
Kadınlara değer verme ve saygı duyma
Eleştiriye ve değişime açık
Estetik yönü gelişmiş, modern, temizlikten anlayan
  SONUÇ

Dünyanın huzur ve barış dolu geleceği için yapılması gereken, peygamberlerin ahlakıyla ahlaklanmış inançlı ve güzel huylu nesiller yetiştirmeye gayret etmek olmalıdır. Bu amaçla yetişme çağında olan çocuklara başta Peygamberimiz (sav) olmak üzere tüm peygamberleri Kuran’da anlatılan üstün yönleriyle tanıtmak, Kuran ahlakının gereği olan güzel davranışları öğütlemek gerekmektedir. Bu konuda aileler başta olmak üzere, eğitmenler, gazeteciler, köşe yazarları ve televizyonculara önemli sorumluluklar düşmektedir. Modern, inançlı, vatansever, ahlaklı, dürüst nesillerin yetişmesi hem toplumların hem tüm dünyanın refahı için mutlak zorunluluktur.

 


KAYNAKLAR:
1. Tirmizi, Taberani; Huccetü'l Islam Imam Gazali, Ihya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, Istanbul 1998, s. 798
2. Hz. Said Ibni Ebu Berde; G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, Istanbul, 1997, 510/5
3. Konyalı Mehmed Vehbi, Tam Metni Sahih-i Buhari, 4. cilt, Üçdal Neşriyat, Istanbul 1993, s.340

Yorum (0) Yorum yaz!

YALNIZLIĞIN SEVGİSİ, SEVGİNİN YALNIZLIĞI



                                 Yanlızlık...
                                 Insan ondan nasıl kurtulabilir?
                                 "Istemiyorum seni yanlızlık?"
                                 Kim diyebilir?
                                 Insan yanlızlığı kime anlatır?
                                 Anlatacak biri olsa, olur mu yanlızlık?...
                                Yanlızlık paylaşılmaz
                                 Eğer yanlızsan
                                 Hep teksindir...
                                 Düşünürken, davranırken, güler ve ağlarken...
                   
                                 Bu kalabalık niye var?
                                 Bu kalabalık...
                                 O kadar insan var ki,
                                Sığmıyor, toprak paylaşılamıyor!...
                                Yanlızlık niye var?...

                                Çünkü sevgi yok...
                                Herkes kendini düşünüyor,
                                Nadir görülüyor sevgi bu yüzden...
                                Ama sevgi gerçekte de,
                                Gerçekten de var...
                                Yanlızlığı bilmeyen ve asla öğrenmeyecek olanlar,
                                 Birbirlerini hep
                                 Ama hep sevenler...
                                 Gerçekten sevenler...

                                Sevgi hep mutluluktur
                                Gerçek sevgi, gerçek mutluluktur...
                                Sevmek, karşılıksız sevmek...
                                Yaratılan herşeyi sevmek...
                                Hatta o sevgi ki,
 
                                  Yaradana götürür...
 
                                        O zaman olmasın yanlızlık
                                 Iş işten geçmeden, çok geç olmadan
                                 Sev ey insan!
                                 Insanları sev, gülleri sev...
                                 Hatalarıyla insanları,
                                 Dikenleriyle gülleri sev...
                      Sev...
                                Çünkü
                                Ölmeden sevmezsen,
                                Yaşamanın manasını anlamazsın
                                Yaşamış sayılmazsın...
                                Yanlız yaşanmaz çünkü...
                      Sev...
                                Çünkü
                                Öldükten sonra
                                Tabutunu taşıyacak kardeşlerin olsun...
                                Yanlız olmaz çünkü...
 
                                Sev artık insanoğlu...
                                Yaratanını sev...
                                O'ndan ötürü herşeyi sev...
                                Özgürlüklerini, sınırlarını, amaçlarını sev...
                     
                                ki ey insan,
                               Bu sevgi seni
 
                                      Sonsuz mutluluğa götürür... 


Yorum (0) Yorum yaz!

ÖYLE BİR HAYAT YAŞIYORUM Kİ;

Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki, tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum, oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum, anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım, hem güldüm halime
Sonra dedim ki “söz ver kendine”
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin.
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin.
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım,
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım…

Yorum (0) Yorum yaz!

HAZRET-İ ÖMER'DEN HİKMETLİ SÖZLER

 

Günah işlemekten vazgeçmek, tevbe ile uğraşmaktan daha kolaydır.”

En çok sevdiğim kimse, bana ayıp ve kusurlarımı haber verendir.” (Süyûtî, Târîhu’l-Hulefâ, s. 130)

Çok konuşan, çok yanılır. Çok yanılanın, hayâ duygusu azalır. Hayâ duygusu azalanın, günah ve harama düşme endişesiyle şüphelilerden sakınma titizliği kaybolur. Şüphelilerden sakınma titizliği kaybolanın, kalbi ölür.”

Gaybı bilme iddiâsı gibi olmasaydı, beş kimsenin cennet ehli olduklarına şâhitlik ederdim:

1) Çok çocuk sahibi (olup şükür ve sabır hâlinde) olan fakir.

2) Kocası kendisinden râzı olan (sâliha) kadın.

3) Mehr-i müsemmâsını (yâni nikâh esnâsında iki tarafın da rızâsıyla tâyin edilen mehrini) kocasına tasadduk eden kadın.

4) Baba ve anası kendisinden râzı olan kişi.

5) Günahından (nefret ederek samîmiyetle) tevbe eden kimse…”

Bütün dostları gezdim, gördüm; dili muhafaza etmekten daha iyi dost göremedim. Bütün elbiseleri gördüm; iffet ve sakınmaktan daha iyi elbise görmedim. Bütün malları gördüm; kanaatten daha iyi mal görmedim. Bütün iyilikleri gördüm; nasihatten daha iyisini görmedim. Bütün yemekleri görüp tattım; sabırdan lezzetlisini görmedim.”

İnsanlarla güzel dostluk kurmak, aklın yarısıdır. Yerinde sual sormak, ilmin yarısı; iyi tedbir almak da yaşamanın yarısıdır.”

Âhiret yanında dünya nedir ki! Ancak tavşanın bir defa sıçraması misâli bir şeydir.” (İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, VIII, 152)

Fazla lâkırdıyı terk eden kimseye hikmet bahşedilir. Fazla (tecessüsle) bakmayı terk edenin kalbine tevâzû bahşedilir. Fazla yemeyi terk edene ibâdet lezzeti bahşedilir. Fazla gülmeyi terk edene heybet bahşedilir. Mizahı terk edene izzet bahşedilir. Dünya sevgisini terk edene, âhiret muhabbeti bahşedilir. Başkasının ayıbı ile meşgul olmayı terk edene, nefsinin ayıplarını ıslah etme hâli bahşedilir. (Müteâl, yâni idrak ötesi olan) Allâh’ın keyfiyetinde araştırma ve tecessüsü terk edene, nifaktan kurtuluş bahşedilir.”

On şey, on şeysiz düzelmez: Akıl, iffetsiz; fazîlet, ilimsiz; kurtuluş, korkusuz; sultan, adâletsiz; asâlet ve şeref, edepsiz; ferah, emniyetsiz; zenginlik, sehâvetsiz; fakirlik, kanaatsiz; yücelik, tevâzûsuz; cihâd, tevfiksiz iyileşip düzelmez.”

Merhamet etmeyene merhamet olunmaz, kusurları bağışlamayan bağışlanmaz, affetmeyen kişi affolunmaz, günahlardan korunmaya çalışmayan kimse de korunup takvâya erdirilmez.” (Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, s. 415, no: 371)

Duâ, semâ ile arz arasında durur. Rasûlullâh’a salevât getirilmedikçe, Allâh’a yükselmez.” (Tirmizî, Vitr, 21)

Bizim çarşımızda dîni(n ticâret kâidelerini) bilen kimseler satıcılık yapsın.” (Tirmizî, Vitr, 21/487)

Yüze karşı övmek, boğazlamak gibidir.” (İbn-i Kuteybe, el-Mesâil, s. 145)

Hazret-i Ömer, vâlilerine şöyle yazmıştır:

Benim katımda en mühim işiniz namazdır. Kim onu koruyup vakitlerine dikkat ederse, dînini korumuş olur; kim de onu yerine getirmeyip yitirirse, dînini de kısa zamanda yitirir.” (Muvatta’, Vukûtu’s-Salât, 6)

Kadı Şurayh, Hazret-i Ömer’e mektup yazarak nasıl hükmedeceğini sordu. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-cevâben şöyle yazdı:

Allâh’ın kitabında olanlarla hükmet. Eğer onda bulamazsan Allah Rasûlü’nün sünnetiyle hükmet. Allâh’ın kitabı ve Rasûlü’nün sünnetinde de bulamazsan sâlihlerin verdiği hükümlerle hüküm ver. Sâlihlerin verdiği hükümler arasında da yoksa istersen devam et hükmünü ver, istersen geri dur. Geri durup hüküm vermemenin senin için daha hayırlı olduğu kanaatindeyim. Ve’s-selâm.” (Nesâî, Kudât, 11/3)

Zenginlik de fakirlik de aynı şekilde birer binektir. Hangisine bineceğime aldırmıyorum.”

En akıllı kimse, insanların hareketlerini en iyi takdîr edendir.”

Bir kimsenin sorduğu sorudan onun akıl seviyesini anlarım.”

Bugünün işini yarına bırakma!”

İş bir kere geri kalırsa artık hiçbir zaman ilerleyemez.”

Şerri bilmeyen, onun tuzağına düşer.”

Dünyaya az meylet ki hür yaşayasın. (Nefsin esâretine düşmeyesin.)”

İnandığınız gibi yaşamıyorsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.”

İnsanları düzeltebilmeniz için önce kendinizi ıslah etmeniz gerekir.”

İnsanların en câhili (ve ahmağı), kendi âhiretini başkasının dünyası için satandır.”

Bir iyiliğin şerefi, geciktirilmeden hemen yapılmasındadır.”

Kötü bir işin en gizli şâhidi vicdânımızdır.” [Nitekim Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, iyiliğin ne olduğunu sormaya gelen birine; “Kalbine danış! İyilik, kalbinin müsterih olduğu ve yapılmasını tasdik ettiği şeydir. Günah ise içini tırmalayan ve başkaları sana «Yap!» diye fetvâlar verse bile, içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir.” buyurmuştur. (İbn-i Hanbel, IV, 227-228)]

Sırrını gizleyen, kendine hâkim olur.”

Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık belirtmeksizin yumuşak ol.”

İşte böyle yüce bir kalbî kıvâma ve takvâ hayâtına sâhip olan Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- dâimâ:

Ey Allâh’ım! Beni ansızın yakalamandan, gaflet içerisinde bırakmandan ve gâfillerden kılmandan Sana sığınıyorum.” diye duâ ederdi.6 Akşamları da, elindeki kamçısıyla ayaklarına vurur ve; “Bugün ne yaptın ey Ömer?” diye kendisini hesâba çekerdi.7 Bu nefs muhâsebesini her akşam kendine vird edinmişti.

Şüphesiz ki bütün bu hassâsiyetler, ondan bize yâdigâr kalan en güzel irşad numûneleridir. Bizler de o mübârek sahâbînin bu güzel hâllerini ve hatıralarını gönlümüze nakşetmeli ve sık sık; “Bugün Allâh için ne yaptım?” diyerek kendimizi vicdan muhâsebesine çekmeliyiz. Maddî ve mânevî vazîfelerimizde gaflet, ihmâl, atâlet ve tembellik göstermekten titizlikle sakınmalıyız. Rabbimizin huzûrunda hesaba çekilmeden evvel kendimizle hesaplaşmalıyız.

Rabbimiz âhiretteki hesâbımızı kolay getirsin. Îman ve güzel ahlâk iklîminde amel-i sâlihlerle dolu bir dünya hayatı yaşayıp ebedî hayâtın saâdetiyle gönüllerimizi mes’ûd eylesin. Hazret-i Ömer

-radıyallâhu anh-’ın “Fâruk” sıfatından gönüllerimize bir nasip ihsân eylesin!

Âmîn!

Yorum (0) Yorum yaz!

BİR BEBEĞİN GÜMLÜĞÜ... :)))))))))))))9

1. gün
Böylesi kötü bir başlangıç beklemiyordum. Yuh hortumumu bile kesmişler! Meme diye, süt diye birşey varmış. Nerden nasıl bulunur bu ya? Hayattan daha 1. günden soğutacaklar beni.
2. gün
 Meme buldum galiba ama bundan süt gelmiyor, emiyorum Allah emiyorum, tık yok, süt başka yerde mi? Neyse biraz daha emdim geldi, nedense meme sahibi kişilik bağırdı, ne bağrıyosun açım ben! Çok yalnızım be. Hayır, bişi değil içerdeyken de yalnızdım ama yediğim önümde yemediğim ardımdaydı en azından, bak yine aklıma geldi, hortumu bile kestiler yaa! Uykum geldi yine. zzzzz!
3. gün
Memeyi sevdim, bu dünyadaki tek dostlarım bu ikisi. İyi ki varsınız.
4. gün
Bugün bir sürü olaylar oldu, gürültü yaptılar, başka biryerlere gittik galiba. Memeden ayrılınca bağrıyorum geri geliyor, sonra uyuyorum, uyanıyorum bir bakıyorum meme yok, neyse ama tekrar bağrınca geri
geliyor nasılsa. Kaka yapmak da zevkliymiş be, eskiden yapamıyordum.
5. gün
Bugün 15 kez kaka yaptım, rekorumu geliştirmeliyim. Dikkat ettim de her yaptığımda temizliyorlar, bunu sevdim. Dikkatimi çeken bir noktada şu ki, amma koca kafalıyım be arkadaş, ağır mı ağır tutamıyorum, pat o
yana, pat bu yana, dikkat etseler bari de çatlatmasak daha ilk günden.
6. gün
Avucuma ne verseler hemen tutuyorum, tik gibi bir şey, maalesef fark ettiler, herkes parmağını veriyor avucuma, mecburen tutuyorum, âlemin maymunu oldum iyi mi? Bu arada ne çok uyuyorum ya arkadaş, atamadım şu yorgunluğu, daha çok süt içeyim en iyisi. Hayır, içtikçe de yoruluyorum o da ayrı, nerde o eski günler, hortumdan geliyordu ne
güzel, şimdi em Allah em, bak yine aklıma geldi, üzüldüm kestiler hortumu yaa.
7. gün
Bugün solaryuma girdim, sarılık mı ne ondanmış. Yine uykum geldi.

8. gün
Biraz daha iyi hissetim kendimi, daha çok süt içiyorum artık. Kaka yapma işini de tam alt açma anına denk getiriyorum ki etraf pislensin, eziyet olsun. N'apayım ama alt açıkken daha rahat roketleyebiliyorum. Kaka yaparken başka birşey daha yapıyorum galiba, anlamaya çalışacağım bakalım.
9.gün
Bu gün çok fena hıçkırık tutuyor, geçsin diye nefesimi tutayım dedim onu da beceremedim, neyse ki süt içince geçiyor. Bu süt her derde devaymış, bugün bunu gördüm.
10. gün
Sütten başka birşeyler verdiler, var ya, yeter artık be, tam alışıyordum yine dayadılar başka birşey, hayret bişi ya, vitaminmiyiş neymiş. Bu arada dün gördüğüm herif gündüzleri piyasada yok akşamları geliyor sadece, hadi bakalım hayırlısı.
11. gün
Al işte, başladı yine bir arıza. Sütten sonra çok feci karnım ağrıyor, böyle gaz gibi bişi, eğilip bükülüyorum, bin bir şekilde giriyorum çıkaracağım diye. Sırtımı falan sıvazlayın bari be kardeşim.
12. gün
Bütün gün gazdan kıvrandım arkadaş ya, bela oldu başıma, yaygarayı bastım ben de. Uyutmadım, diktim bunları da hazır asker. Sonra bir saldım ki evlere şenlik, akabinde uyudum hemen gerisini hatırlamıyorum
13. gün
Annemin suratına kaka yaptım. Tamam, utandım biraz ama insan bebeği oradan öper mi yaa. Ayıp oldu di mi? N'apıyım, neyse fazla kızmadı herhalde.
14. gün
Anneme kırmızı renkli birşeyler içiriyorlar, o zaman süt daha bi randımanlı oluyor sanki böyle tadı da hoşuma gidiyor, şu memelere bir rating aleti taksalar da hangisini sevip hangisini sevmediğimi söyleyebilsem.
15. gün
Topuktan kan alıp duruyorlar, metin olayım çok ağlamayayım diyorum ama canım yandı be arkadaş, hayır ondan sonra da hemen süt verince sakinleşiyorum,
kızgınlığım geçiyor, ağız tadıyla asabiyet yaptırmıyorlar

16. gün
Şu memeleri çok sevdiğimi bir kez daha anladım, çok seviyorum onları, onlardan ayrılınca içimi bir huzursuzluk kaplıyor, en iyisi onlardan uzaklaştığım
anda yaygarayı basayım ben. Bugün benden biraz büyük biri geldi yanıma, sevme amaçlı olsa gerek bir geçirdi başım dönüyor hala. Sonradan öğrendim kuzenmiş, neyse yazdım kenara intikam alınacak.
17. gün
Etrafı daha net seçer oldum, ama el ve ayak koordinasyonu hala zayıf, memeyi kavrayabiliyorum ancak. Bir de bu eller ve ayaklar bana mı ait tam olarak emin değilim, sallıyorum öyle, zevkli bir şey. Yüze ve gözlere dikkat etmem lazım ama tırnaklar tehlikeli. Diğer yandan annem bugün onları kesmeye çalıştı ama huysuzluk ettim, etmeseydim daha iyi olacaktı galiba, bak çizdik
tam gözün altını yine.
18. gün
Elime torbalar taktılar, kafaya çarpınca artık acıtmıyor, yara bere de yapmıyor. Sanırım onlar da beni seviyor, iyiliğimi düşünüyorlar. Aslında hala çıktığım yeri özlüyorum, geri girme imkânım olmaz mı acaba?
19. gün
Nihayet o adamın neden eve sadece akşamları geldiğini anladım meğerse bana ve anneme bakmak için gündüz çalışıyormuş. Aferin gözüme girdi şimdi bak!
20. gün
Tabii ya, annemin karnındayken de duyuyordum o adamın sesini sık sık. Ona da ilgi alaka gösterdim, bağırdığımda bazen o alıyor beni kucağına, meme vardır diye saldırdım ama vermedi. Bir ara meme açıkken kıstırdım ama emme olayından bir randıman alabilmiş değilim, meme yüzeyi bayağı bir farklı. Burada günler böyle geçiyo işte, uffff yine aklıma geldi... Hortumumu da kestiler yaaa   :))))))))

Yorum (0) Yorum yaz!

YEMEN

Bir zamanlar Yemen’de çok şiddetli bir sel ortalığı alt-üst eder. Sular çekildikten sonra eski bir mezarın açıldığı görülür. Ortaya bir kadın cesediyle büyük bir servet çıkar. Kitabedeki yazı okunduğunda görülür ki, bu ceset, Hımyerî hükümdarlarından Zu Şefer’in kızı olan Tace adındaki bir kadına aittir.

Yusuf A.S. zamanında yaşadığı anlaşılan Tace’nin cesedinin boynunda yedi inci gerdanlık, kollarında yedişer kıymetli altın bilezik, ayaklarında mücevherli yedişer halhal, yani ayak bileziği ve on parmağında da muhteşem mücevher yüzüklerin bulunduğu görülür. Ayrıca baş tarafında çok kıymetli eşya ile doldurulmuş hazine gibi bir tabut parladığı da dikkatlerden kaçmaz.

Bu tabutun ön kısmındaki levhada yazılı olanlar, en az mücevherler kadar ilgi çekicidir:

“Ben Zu Şefer’in kızı Tace’yim. Memleketimizde müthiş bir kıtlık çıktığı için, tahıl getirtmek üzere Mısır Maliye Nazırı olan Yusuf Aleyhisselam’a adam yolladım. Epey bir zaman geçtiği halde gönderdiğim adam gelmeyince, adamlarımızdan bazı kimselere bir kantar (50 kilo kadar) gümüş verip, herhangi bir yerden bununla bir kantar un alıp getirmelerini istedim. Onlar da bulamadılar. Nihayet bir kantar altın verip tekrar gönderdimse de yine bulamadıkları için inci öğütüp yemekten başka çare bulamadım. Fakat o da beni besleyemediği için büyük bir servet içinde açlıktan ölümle yüz yüze kaldım. Benim bu hikayemi işitenler halime acısınlar! Acaba dünyada benden başka hangi kadın bu kadar muhteşem zinetler içinde açlıktan ölmüştür?"

Tarihte altının da, incinin de, mücevheratın da, paranın da beş para etmediği durumlar az değildir. Herhalde insanlık bu gibi olaylardan ibret almalıdır.

Yorum (0) Yorum yaz!

KABİRDE KONUŞAN GENÇ

Takva sahibi olmak, hayatın her döneminde güzel. Ama fırsatlar çağı gençlikte bir başka güzel. Güce, kuvvete, güzelliğe rağmen günahlardan sakınanların mükafatı ebedi mutluluk. Hayatın baharı şeytana satılmazsa, sonsuz bahar bir adım ötede.

Hz. Ömer'in (R.A.) halifeliği döneminde ibadet ehli, son derece takva sahibi bir genç vardı. Hz. Ömer'in hayret ve takdirle izlediği bu gencin kalbi, Allah ve Rasulü'nün (A.S) sevgisiyle doluydu. Vakit namazlarında cemaati kaçırmaz, namazdan çıkar çıkmaz evine döner ve ihtiyar babasının hizmetini görürdü.

Bu gencin evine giden yolu bir kadının kapısının önünden geçiyordu. Kadın her defasında gencin yoluna çıkarak çirkin tekliflerde bulunuyor, fakat genç, Allah korkusundan ona iltifat etmiyordu.

Yine bir gün yatsı namazını kıldıktan sonra evine giderken, kadın tekrar karşısına çıktı. Bu sefer bütün maharetini kullanarak genci kandırmayı başardı. Fakat genç, kadının ardı sıra eve girerken birden bire Allahu Tealâ Hazretleri'ni hatırladı ve korkuyla dilinden şu ayet döküldü:

'Takvaya erenler (var ya); onlara şeytandan herhangi bir vesvese iliştiği zaman (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp, hemen gerçeği görürler.' (A'raf/201)

Hemen ardından da bayılarak düştü. Kadın hizmetçisini çağırdı. Genci tutarak evinin önüne getirip koydular. Sonra da kapıyı çalarak babasına haber verdiler. Babası dışarı çıkınca, oğlunu baygın bir vaziyette kapının önünde buldu. Komşulardan bir kaçı genci tutup eve taşıdılar. Uzun bir müddet baygın kalan genç kendine gelince, babası:

- Evladım neyin var ne oldu? diye sordu. Oğlu:

- Bir şeyim yok. dedi. Babası:

- Allah aşkına söyle! deyince, oğlu başından geçenleri anlattı. Babası:

- Hangi ayeti okumuştun? diye sordu. Genç, ayeti okudu ve tekrar kendinden geçti. Bir de baktılar ki genç ruhunu teslim etmiş. Bunun üzerine genci yıkadılar ve gece vakti götürüp göz yaşlarıyla defnettiler. Sabah olunca olay Hz. Ömer'e bildirildi. Hz. Ömer, gencin babasına gelerek başsağlığı diledi ve:

- Bana niye haber vermedin? diye sordu. Gencin babası:

- Ey Mü'minlerin Emiri, vakit geceydi. dedi. Hz. Ömer:

- Bizi onun kabrine götürün. dedi. Hz. Ömer ve beraberindekiler gencin kabrine geldiler. Hz. Ömer (R.A):

- Ey filan kişi! Rabbin makamında durmaktan korkanlara iki cennet var. (Rahman/46) dedi. Kabirdeki genç konuşup:

- Ya Ömer! Rabbim Cennette bana onları iki defa verdi. diye cevap verdi.

Yorum (0) Yorum yaz!

TEVEKKÜLÜN BÖYLESİ

Dindar ve mütevekkil bir köylü varmış. Bir de inancı kısa bir hanımı varmış. Köylü dayının ne zaman bir şeyi kaybolsa hanımı feryadı basarmış. Adamcağız da hiç üzülmezmiş ve hanımına:
- Aman hanım, eğer o bize helâlinden bir şeyse Allah ya onun daha iyisini verir, veya onu buldurur, dermiş.

Adamcağız bir gün şehre inip öküzlerini sattıktan sonra öküzlerin parasını ve bir miktar da biriktirdiği yüz altınını mola verip oturduğu bir çeşmenin başında unutmuş. Eve gelince durumu fark etmiş. Karısına haber vermeden hemen dönüp çeşmenin başına varmış. Fakat altının yerinde yeller esiyormuş. Hani ya kendisi de üzülmeden edememiş. Tabii hanımı duyunca büsbütün hasta olmuş. Bu adam bir gün kırda bir kuyudan su çekerken başındaki sarığını kuyuya düşürmüş. Hemen sarığını almak için kuyuya inip kuyunun içinde bir beze sarılı yüz altın bulmasın mı? Sevinçle yukarı çıkmış. Meğer altınları ilk kaybettiğinde bir çoban altınları bulmuş, eşkıyalar gelirken benden altınları alır diye kuyunun içine atmış eşkıyalar da hiç para bulamayınca çobanı bir güzel dövmüşler ve hasta etmişler. Bir kaç gün evden çıkmamış ve kuyudan altınları gidip de alamamış. Dindar köylüye altınları böylece geri gelmiş. Köylü ve hanımı Allah'a hamletmişler.

Yorum (0) Yorum yaz!